
Karabük’te bir takım çıkar çevreleri nemalanamadıkları kurumları, bürokratları hedef alıp algı çalışmasıyla yıpratmaya başlıyor. Bunun örneklerini defalarca gördük. KARDEMİR’i, Yönetim Kurulu Başkanlarını, Belediye Başkanlarını, Karabük Üniversitesini, Rektörü dillerine dolayan bu çapulcu zihniyet, menfaat hırsıyla Karabük’ün değerlerine saldırarak var olmaya çalışıyor. Görev süresi devam eden Rektör Kırışık için görevden mi alınacak algısı yapmaya çalışan bu menfaat çetesi, ceplerini doldurmak uğruna Karabük’ümüze en büyük zararı veriyor.
Bir şehrin en büyük lokomotifi, dışarıya açılan kapısı ve entelektüel sermayesi şüphesiz ki üniversitesidir. Karabük Üniversitesi de yıllardır hem akademik başarıları hem de kente sağladığı ekonomik ve kültürel katma değerle bu misyonu sırtlayan en önemli değerimiz oldu.
Bugün Karabük Üniversitesi, Rektör Prof. Dr. Fatih Kırışık’ın gayretli çalışmaları ve dik duruşu sayesinde yeniden toparlanma sürecine girdi. Rektör hocanın attığı doğru adımlarla, gece gündüz demeden gösterdiği büyük çabayla üniversite özlenen o eski, kaliteli eğitim günlerine yeniden kavuştu.
Ancak son dönemde, bu köklü eğitim kurumunun ve dolayısıyla tüm Karabük’ün, asılsız iddialarla, çirkin yaklaşımlarla ve “yabancı öğrenciler” üzerinden üretilen akıl dışı dedikodularla yıpratılmaya çalışıldığını üzülerek izliyoruz. Bilim yuvası olması gereken bir kurumu, sırf kendi kişisel ajandalarına malzeme yapmak isteyenlerin yarattığı bu çirkin algı, gazetecilik mesleğinin sınırlarını çoktan aşmış durumdadır.
Bu kirli kampanyanın arka planına bakıldığında, meselenin aslında ne eğitim kalitesi ne de şehrin huzuru olduğu ayan beyan ortada. Kamudan, rektörlükten veya üniversite yönetiminden istedikleri şahsi talepleri koparamayan, kapısını çaldıkları makamlardan umdukları maddi ya da manevi imtiyazları alamayan bazı çevreler, intikam aparatı olarak hemen ellerindeki kaleme sarılıyorlar.
Rektörlükten istedikleri faturayı kesemeyenlerin, kendi menfaat kapıları kapandığı an üniversiteyi ve öğrencileri hedef tahtasına koyması, ne ahlaki ne de mesleki bir kuralla açıklanabilir. Şahsi hırsların bedelini, binlerce gencin geleceğine ve bir kurumun saygınlığına leke sürerek ödetmeye çalışmak açıkça bir itibar suikastıdır.
Yabancı öğrenciler üzerinden ortaya atılan ve adeta bir kentin namusuna, kültürüne dil uzatacak kadar ileri giden o çirkin benzetmeler, bu algı operasyonunun ne kadar gözü dönmüş bir noktaya ulaştığının kanıtıdır.
Uluslararasılaşma vizyonuyla dünyanın dört bir yanından Karabük’e gelen öğrencileri, hiçbir dayanağı olmayan mesnetsiz dedikodularla itham etmek, aslında Karabük halkına ve şehrin esnafına da yapılmış büyük bir haksızlıktır. Sırf bir rektöre veya yönetime duyulan kişisel öfke yüzünden, üniversitenin adını böylesine ağır ve çirkin ithamlarla yan yana getirmek, komşu iller ve tüm Türkiye karşısında Karabük’ü haksız yere suçlu sandalyesine oturtmaktan başka bir işe yaramamaktadır.
Nihayetinde bilinmelidir ki, ne Karabük Üniversitesi ne de bu kadim şehir, birkaç şahsın tatmin edilmemiş egolarına ve koparılamayan menfaatlerine kurban edilecek kadar sahipsiz değildir. Gazeteciliği, kamu kurumlarına karşı bir şantaj ve baskı aracı olarak kullananlar, yarattıkları bu yapay krizlerin altında eninde sonunda kendileri kalacaktır. Kendi küçük hesaplarını, şehrin ortak geleceğinin ve binlerce öğrencinin emeğinin üstünde görenlerin bu memlekete vereceği hiçbir olumlu değer yoktur; nitekim tarih de onları bu şehre vurdukları baltayla hatırlayacaktır.
