enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

DÜNYAYI TUTAN NE?

DÜNYAYI TUTAN NE?
08.04.2022 11:24
A+
A-

Dünya hasret üzerine kuruludur.
Bir hasretle öyle döner durur.
Sular hasretle akar, rüzgâr hasretle eser, güneş hasretle doğar.
İnsan, bir hasretle, ama neye olduğunu bilmediği bir hasretle dolaşır durur.

Lâkin kimi anlar vardır, ay ışığının aydınlattığı odalarda bir garip gönül, kulluğunu anlar, hasretini çektiğiyle hasbihalleşir, zikreder, şükreder…

Suyun, rüzgârın, gecenin, sabahın, dünyanın o an hasreti diner. Zamanın hasreti sona erer. Çünkü hasreti çekilen bir kulun gönlündedir.
Güneş, hep böyle bir gönle doğmak ister.
Rüzgâr, hep ondan yana eser.
Sular yönünü değiştirir, ona doğru akar.
Ve hayat pek çok parıltılı yerde söner, garip viranedeki yaralı gönle doğar.

Zikreden, yeşil ağaç gibidir. 

Rasulullah s.a.v. Efendimiz buyurdular:
-Dünyada yüksek derecelere sahip olanlar, cennete önde gidenler, ilk girenler oldu.
Ashaptan birisi sordu:
-Yüksek derecelere sahip olanlar kimlerdir ya Rasulallah ?
Efendimiz s.a.v. buyurdu ki:
-Allah’ı çok zikreden erkekler ve kadınlardır.

“Allah’ın Zikrine Sarılın” 

Bir gün Ebu Hureyre r.a. sokakta eğleşen insanlara şöyle seslendi:

-Burada böyle boşu boşuna ne duruyorsunuz? Mescide koşun, orada Rasul-i Ekrem’in mirası bölünüyor. Siz de hakkınızı alın. Oradakiler hemen mescide koştular ve böyle bir mal taksiminin olmadığını görerek geri döndüler. Ebu Hureyre r.a.’ı bulup böyle bir taksimatın olmadığını söylediler. Ebu Hureyre r.a. sordu:
-Ya ne gördünüz, orada ne yapılıyordu?
-Kimisi Kur’an okuyor, kimisi zikrediyor.
Ebu Hureyre r.a. dedi ki:
-İşte Rasul-i Ekrem’in mirası bunlardır: Kur’an-ı Kerim ve zikir.

Hz. Ömer r.a. demiştir ki:

“İnsanlardan söz ederek nefislerinizi oyalamayın. Bu sizin için bir musibettir. Allah’ın zikrine sarılın.”İbn-i Mesud r.a. ise zikri ve zikir arkadaşlığını şöyle teşvik etmiştir:
“Allah’ı çokça zikredin. Allah’ı anma konusunda yardımcı olacak kimselerden gayrısının arkadaşlığını, dostluğunu kaybetmeniz sizin için zarar değildir.”

Habib bin Ubeydullah r.a., Ebu’d-Derda r.a. ile birlikteydi. Birisi gelerek Ebu’d-Derda r.a.’a şöyle dedi:
-Hadi bana öğüt ver!
Ebu’d-Derda r.a. dedi ki:
-Sevinçli, huzurlu anlarında Allah’ı zikret ki, O da seni sıkıntıya düştüğünde ansın.

Dünyada Cennet Bahçeleri 

 Efendimiz s.a.v. bir gün dolaşırken ashaptan birkaç kişiye rastladı ve onlara şöyle dedi:
-Cennet bahçelerine rastladığınızda orada oturun, oradaki nimetlerden faydalanın.
Dediler ki:
-Ya Rasulallah, cennet bahçeleri nedir?
Rasulullah s.a.v. şöyle buyurdu:
-Zikir halkaları cennet bahçeleridir. Allah’ın meleklerden oluşan birlikleri vardır. Onlar yeryüzündeki zikir meclislerine konar, oralarda otururlar. O halde meleklerle donatılmış bu cennet bahçelerine siz de dâhil olun.

Yine ashaptan bir topluluğa hitaben Rasulullah s.a.v. şöyle dedi:
-Allah kıyamet günü birtakım insanları yüzleri nurlu olarak inciden minberler üzerinde diriltecek, halk onlara imrenecek. Hâlbuki bu kimseler ne peygamber ne de şehittirler.
Ashaptan birisi sordu:
-Ya Rasulallah, peki onların özellikleri nedir? Vasıflarını söyle ki kendilerini tanıyalım.
Rasulullah s.a.v. buyurdu:
-Onlar değişik kabilelerden, muhtelif beldelerden oldukları halde birbirlerini Allah için seven ve Allah’ı anmak üzere bir araya gelen kimselerdir.

Sadece O Biliyor 

Ağzımızdan çıkan sözlerdir ki, bizi hem vezir hem rezil eder.
Söz vardır dağlar aştırır, söz vardır düz yolda ayağımızı kaydırır.
Rasulullah s.a.v. bir gün ashabından birkaç kişiye sordu:
-İçinizde her gün Uhud Dağı büyüklüğünde amel yapabilecek bir kimse var mıdır?
Ashab-ı Kiram sordular:
-Ya Rasulallah, buna kim güç yetirebilir? Efendimiz s.a.v.:
-Buna hepinizin gücü yeter, buyurdu. Sahabiler:
-Ya Rasulallah, o amel nedir? diye sorunca, Efendimiz s.a.v. buyurdu ki:
-‘Sübhanallah’ Uhud Dağı’ndan büyüktür. ‘Elhamdülillah’ Uhud Dağı’ndan büyüktür. ‘Allahu Ekber’ Uhud Dağı’ndan büyüktür.

Her An, Her Durumda

Kur’an-ı Kerim’de “Onlar ayakta iken, otururken ve yanları üstüne yatarken Allah’ı zikreder.” (Al-i İmran, 191) ve: “Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin ve onu sabah akşam tesbih edin.” ( Ahzap, 41-42 ) buyuruldu.

Yani zikir diğer ibadetler gibi zamana, mekâna ve hale bağlı değil. Her an, her durumda Rabbimiz’i zikretmemiz emrolunuyor. Efendimiz s.a.v. de cennet ehlinin yalnızca dünyada zikirsiz geçen anlarına üzüleceğini söyleyerek, zikirsiz anları hasret anları olarak nitelendiriyor.

Dünyayı Tutan Ne? 

 Sabit el-Bünanî r.a. bir gün şöyle dedi:
-Ben, Rabbimin beni ne zaman zikrettiğini çok iyi biliyorum.
Bu sözü duyanlar irkilerek sordular:
-Bunu nasıl bilebilirsin?
Sabit el- Bünani r.a. şu cevabı verdi:
-Ben onu zikrettiğim zaman, o da beni zikrediyor.

Dünya hasret üzerine kuruludur.

Rabbimiz’e duyduğumuz hasret üzerine…
Dünyayı ayakta tutan da hasretlik çekenlerin sevgisidir.
Çünkü sevgi ve hasret birbirine her şeyden ziyade yakışır.
Seven, her an sevdiğiyle beraber olmanın hasretiyle kavrulur. Seven her yerde, her insanda, her nesnede sevdiğini görür. Seven, her anını sevdiğini anarak doldurur.
Zikir, O’nun yolunda en değerli, en kolay adım oldu. Neden hem en kolay, hem en değerli oldu?
Çünkü zikir dünyayı ayakta tutan sevgi üzerine kuruldu.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.